Oct 21, 2011

Olric




-Kendi düşen ağlamaz derler Olric, ben neden ağlıyorum .?
– Gidenin arkasından ağlanırmış efendimiz
-Neden giderler Olric?
– Sevdiyseniz giderler efendimiz…
-Dediğime geliyoruz suç bende !
………- Kalkın efendimiz kimse sevmiyor..!
-Ama ben sevdim Olric !
– Sevdiyseniz vazgeçmelisiniz efendimiz !
-Vazgeçmeli miyim ? Vazgeçilebilir mi ?
– Vazgeçmeler gidenler içindir efendimiz, siz sevmelere devam etmelisiniz..
-O halde sevelim Olric !
– Vazgeçtiyseniz sevelim efendimiz…
—-
kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum…
sahip olmayacak hayatımıza olric..
işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine…
Al yalnızlığımı olric.
—-
Nefes alamıyorum Olric.
Bu insanlar içinde kendime rol biçemiyorum. Ah Olric ölemiyorum bile….
—-
‎+Elimde olmayan şeyler var olric.
-Nedir efendimiz.
+Elleri olric elleri …
—-
-Daha ne kadar ıskalayacağız hayatı Olric?
-Oklarımız bitene kadar efendim.
(Favorim olan sözüdür)

Ve ben olric düşmeseydim düşlerimin sırtından zaten inecektim..!
—-
“-Sevmek nedir olric?
-Sevmek sessizliktir efendimiz…
-Susarsam bilmez ki sevdiğimi olric?
-Susarak haykırınız efendimiz…”

Ne umuyorduk ki olric ?
öptüğümüz kurbağa prens çıktı diye hayatımız peri masalına mı dönüşecekti ?
Umma olric,yasak düşler kurma….

Sanırım aşık oldum olric…
-Yandın, demektir efendimiz…

Ne çok şey biliyor bu insanlar Olric?
– Herkes işine geleni biliyor efendimiz..!
Az´ım olric…azımsanıyorum…azım sanıyorum!…gidip bir köşede biriktirme zamanım geldide geçti bile…ki az zamanda ne şiirler biriktirmiştim içimde…sen şiirleri bilir misin olric? Ben bildiğini bilirim…yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece …olric bir tek sendin omzunda dinlendiğim…Sen ile ben olric…öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu…
Dilencileri bilir misin Olric?…
Sizin sayenizde onu da öğrendik…
Benimle hiç böyle konuşmazdın Olric…
Bir tek Acınızın Asaleti kaldı, onu da kaybetmeyin efendimiz…
- Kolundaki yaralar efendim ?
– Tutunurken öyle oldu Olric..
- Ya”Yüreğindeki yaralar…” Efendim ?
– Tutulurken öyle oldu Olric..!
- Peki ya gözlerindeki suskunluk ; Ne Efendim ?
– Hiç dokunma..! Sus Olric!..
– Sustum Efendim…
-Gördün mü Olric? Yine yanlış anlaşıldık.
-Asıl doğru anlarlarsa yandık demektir, efendimiz…!!!
—-
-Sabahlar olmasın Olric..!!!
-Siz zaten hep geceye mahkumsunuz efendimiz…

-Söyle bana Olric, aşk nedir?
-Hiçbir zaman sahip olamayacağımız şeydir, efendimiz.

Oct 15, 2011

Premier League reklamlarında dönen o hoş şarkı

Şarkının hikayesini bie ara anlatırım .Nedense çok seviyorum bu şarkıyı ve klibi.Keyfini çıkarın 

Albert Camus

günümüzün metaforu kimine göre laik dini. Evet Futboldan bahsediyoruz
'ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum; çünkü ahlakta olduğu gibi futbolda da top hep beklemediğim köşeden geldi'
                                                                                                                                          Albert Camus   


    Farklı bir adam farklı bir kişiliktir kendisi.Hayatı uçta yaşayanlardan; fakirlik,futbolculuk,yazarlık.Erken gelen Nobel ödülü ve ölüm .Artık ben Cezayir'in arka mahallerinde yetişmiştir diyeyim siz taşlı plajlarında. fakirlik diz boyu tabi.arkadaşın en büyük belki de tek eğlencesi futbolmuş hepimizin olduğu gibi. İyi bir kaleci olduğu söylenir.
gel gelelim Camus abimiz niçin kaleci olmuştur? Dedik ya fakirlik diz boyu diye. Akşam eve dönünce nenesi ayakkabıların altını kontrol eder eskimiş mi diye ? Siz düşünün o ayakkabı mı bile belli olmayan şeyi kaç yıl ayağında taşımak zorundadır Camus reyiz. ve kaleye geçer,çünkü kalede koşmak zorunda değildir!


Teşbihte hata olmaz diyerekten İspanyol yazar Manuel Vazquez Montalban'ın futbol için söylediği o müthiş sözle Camus reyiz'in çocukluğunu daha iyi anlıyoruz. 'Futbol çağımızın laik dinidir' görünüşe göre Camus da o dinin sağlam müritlerinden birisi. Son golü atan galip naralarını atarken okunan akşam ezanı hala kulaklarımda çınlar. o zaman neymiş? Futbol asla 6harf 2 hece ve 1 kelimeden oluşan bir oyun değilmiş...


Futbolculuk dedik yukarıda ama aslında pek bir kariyeri yok.yani üniversite takımının kalesini koruyor o yıllarda.
ama şanssızlık işte tüberküloza yakalanıyor.ve o çok sevdiği futbolu bırakmak zorunda kalıyor, en azından aktif futbolu.
Zaten abi'nin tek şanssızlığı tüberküloz değil.İkinci Dünya Savaşına şahitlik ediyor.Gerçi hasta olduğu için orduya alınmıyor . o da savaşını kalemle veriyor. Jean-paul Sartre kankisiymiş okuduğumuz kadarıyla. 


İlerleyen yıllarda siyasi görüşü nedeniyle yakın arkadaşları reyise sırt çevirir. O da yazmak yerine çeviri yapmayı tercih eder tiyatro dalında . Çok sever çeviri yapmayı. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. 




1957 yılında Nobel ödülünü kazanır ve 3yıl sonra da ölür.


Büyük adamdır vesselam. Hayata bakış açısı beni çok etkiler. Futbolu salt seven birisi olarak saygı duymamak elde değil. Her ölüm erkendir ama onunkisi daha bir erken olmuştur. Edebi yaşamı biraz daha sürse edebiyat ve futbol adına eminimki bir başyapıt sahibi olurduk. İzindeyiz Camus baba...

Oct 14, 2011

hoş bir şiir

Ben seni severim de; düzenim bozulur diye korkuyorum..
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar,
Sinemaya gitmeye, el ele tutuşmaya falan kalkarız.
İşin yoksa; saç tara, parfüm sık..
Küsmesi, barışması, ayılması bayılması,
Ona baktın, bunu süzdün tafraları.
Hatta; eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..

Bu kadar ceremeye ne gerek var?
Uzaktan sev beni yar.

izleyenler