Popüler Kültür : Sıkıştırılmış Hayatlar
Eskiden
her topluluğun kendine has bir kültürü, yaşam biçimi ve hayata bakış açısı
vardı ancak özelikle sanayi devriminden sonra modernleşmenin yaygınlaşması,
nüfusun artması ve köylerden kentlere göçün artması gibi faktörlerle insanlar
kültürel benliklerini yavaş yavaş geride bırakmaya başladılar. Etnik
merkeziyetçiliğin önemini gitgide yitirdiği ve farklı ırka mensup insanların
birlikte olmaya başladığı şu günlerde dünya git gide daha da küçük bir yer
haline geldi, üstüne üstlük başta Amerika’nın arkasından finansal ve siyasi
gücü elinde bulunduran büyük Avrupa ülkelerin dayattığı popüler kültür
insanları tek tip olmaya zorluyor. Amerika’nın ne kültürü var kaç yıllık ülke
ne olacak gibi yaklaşımların birazdan anlatacaklarımla ne kadar yanlış olduğu
ortaya çıkacak.
Amerika
deyip geçmemek lazım, Amerikalılar( aslen etnik bir kökeni bulunmasa da) övmek
gibi olmasın gerçekten zeki adamlar, yiğidi öldür hakkını ver demişler.
Adamların dünyaya uyguladığı kısa ve uzun vadeli birçok projesi var: atom
bombasını kullanmak için pearl harbor vukuatına razı olmaları, Irak’a girmek
için 11 Eylül saldırılarını organize etmeleri bunlardan ikisi. Az önce
bahsettiğim popüler kültür de Amerika’nın bir oyuncağı. Amaç dünyayı
Amerikanlaştırmak, böylece daha çok insana hitap edip daha çok para kazanacaklar
ve dünya üzerinde mutlak güç olmak için çalışacaklar( zaten öyleler de doyumsuz
insanlar bunlar manifest destiny diye bir şey var aşikar alın yazısı Türkçesi,
Amerika kıtasına ilk ayak bastıklarında diyorlar ki biz yayılmalıyız bu kıtaya,
ele geçirmeliyiz her yeri vs. sonunda başarıyorlar ancak yetmiyor, şu an Nasa nın
yaptığı çalışmalar da aşikar alın yazısının bir örneği adamlar uzaya yerleşmeye
çalışıyor) Konuyu çok dağıtmadan devam edelim. Mutlak güç olmaktan, para
kazanmaktan bahsediyordum, tam da kapitalist rejimin mihenk taşları. Peki
Amerika nasıl bu kadar insanların hayatına girmeyi ve bizlerin hayatına yön
vermeyi başarıyor ? Anlatayım.
Çok
küçük bir örnek: hani annelerimizin, anneannelerimizin evlerindeki o eski eşek
ölüsü gibi Singer dikiş makineleri var ya işte onlar Amerika’nın para kazanmak
için tüm dünyaya sattığı aletlerden biri. Zannetmiyorum ki Singer görmemiş,
onun alttaki o koca tekerleğini eliyle döndürmemiş bir çocuk olsun; 80, 90
jenerasyonundan bahsediyorum.
O,
Türkiye de en çok satılan araba markası: Ford ( reklam yapmak gibi olmasın).
Michigan/ABD de doğan Henry Ford un Dünya mirasına kattığı bir marka. Ford
araba üreterek yalnızca sanayileşmeyi körüklemedi ayrıca Fordizm denen bir
akımda oluşturdu. Assembly Line denen bir dizaynla Dünyayı değişik bir üretim
tarzıyla buluşturdu ( bu assembly line nı internetten araştırmakta fayda var)
Yeme-içme
sektöründe hepimizin vazgeçilmezi! Burger King, Mc Donalds, Pepsi, Coca Cola,
Pizza Hut ve diğerleri. Bu tarz fast food tarzı zincirler beslenme
alışkanlıklarımızı tamamen olmasa da gitgide değiştiriyor. Burger King i ele
alalım, sen git 1954 te Miami de ilk fast food restaurantını aç sonra olsun
sana 2.234 milyar dolarlık dev bir şirket ( 2007 deki resmi gelir) bu nasıl
oldu peki hepsini Amerikalılar mı yedi ? Hayır. Sen de yedin bende yedim öyle
kazandı.
O
kadar çok örnek var ki… ancak sanal alemdeki üstünlüklerinden bahsetmeden
yapamayacağım. Bilgisayarı açtığımızdaki şu Windows açılış müziği var ya işte o
Amerika nın şarkısı, bak yine şarkımız çalıyor… şu yazıyı bile Microsoft un
yaptığı yazılımla yazıyorum tabi ki bunların kime ait olduğunu söylememe gerek
yok. Son yıllardaki post modernist akımla gelen Facebook ve Twitter çılgınlığı
ise hepimizin kendini kaptırdığı ayrı bir oluşum.
Sizce de tüm bunlar bizi tek
tip insan olmaya zorlamıyor mu ? Popüler kültür bence bu.
Toparlayacak olursak bütün bu
bilinçli hareketlerin hepsi tüketmeye ve tekrar ihtiyaç duymaya odaklı, biz
tüketelim Amerika tekrar üretsin biz tüketelim Amerika tekrar…
Bu devran böyle sürüp gider.
3 comments:
savaşam gardaşım hemen, nere gidioz söle (:
Amerikaya bakis perspektifimiz biraz daa genislemis oldu.gayet mantikli seyler tesekkurler kalemine saglik
oyun oynamak gibi aslında .önemli olan oyunu kurmak..rolleri dağıtmak...her zaman oynatan kazanır
Post a Comment